21 Nisan 2026 tarihinde Yüksek İhtisas Üniversitesi’nde düzenlenen ve Psikolog Ayşen Altay tarafından organize edilen “Öznelerin Sesinden Otizm” semineri, otizmi yalnızca dışarıdan gözlemleyen bir çerçeveyle değil, doğrudan deneyimleyen bireylerin anlatımlarıyla ele alan önemli bir buluşma oldu. Seminerde konuşan Psikolog Sevdenur Arslan, kendi tanı sürecini, duysal deneyimlerini ve nöroçeşitlilik perspektifini içten bir anlatımla paylaştı. Bu konuşma, otizmin yalnızca bir tanı kategorisi değil, aynı zamanda bir kendini tanıma ve yeniden anlamlandırma süreci olduğunu güçlü biçimde ortaya koydu.
Panik atak sanılan deneyimler aslında otistik çöküş olabilir
Sevdenur Arslan, lise yıllarından itibaren psikiyatrik destek aldığını ve uzun yıllar yaşadığı yoğun krizlerin panik atak olarak değerlendirildiğini anlattı. Ancak yıllar sonra bu deneyimlerin aslında duysal hassasiyetlerle ilişkili otistik çöküşler olduğunu fark ettiğini ifade etti.
Kalabalık ortamlarda, toplu taşımada ya da pazar yerlerinde yaşadığı krizlerde korku değil, duyuların birbirine karıştığı bir algı dağılması yaşadığını belirtti. Seslerin yönünü ayırt edememek, uzaklık ve derinlik algısının kaybolması gibi deneyimler, kişinin hareket etmesini bile zorlaştırabiliyordu. Bu durum uzun süre yanlış anlaşılmış olsa da, yaşananların adını koyabilmek süreci tamamen değiştirdi.
Tanıyı öğrenmek yalnızca bir etiket değil, yaşanan deneyimleri anlamlandırma anahtarı oldu.
Tanı almak geçmişi yeniden okumak anlamına gelebilir
Sevdenur Arslan, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısını aldıktan sonra yaşadığı ilk düşüncenin “Hiçbiri benim suçum değilmiş” olduğunu söyledi. Bu farkındalık, geçmişte yaşanan zorlukların kişisel yetersizlik değil nörolojik farklılıklarla ilişkili olduğunu anlamasını sağladı.
Yetişkinlikte tanı alan birçok kişide görülen sürece dikkat çekti. Önce rahatlama ve anlaşılmışlık hissi oluşuyor. Ardından geçmişte alınamayan desteklerin yasını tutma dönemi geliyor. Sonrasında ise kabullenme ve yeniden yapılanma süreci başlıyor.
Bu deneyim yalnızca bireysel bir dönüşüm değil, aynı zamanda kimliğin yeniden kurulması anlamına geliyor.
Başarılı görünmek zorlanmamak anlamına gelmez
Çocukluk döneminde akademik olarak başarılı bir öğrenci olması nedeniyle farklılıklarının fark edilmediğini belirten Sevdenur Arslan, yüksek maskeleme becerisinin tanı sürecini geciktirebildiğini anlattı. Sosyal ortamlarda nasıl davranılması gerektiğini sürekli gözlemleyerek öğrenmek, başkalarını taklit ederek uyum sağlamaya çalışmak ve görünürde uyumlu olmak, dışarıdan bakıldığında zorlukların fark edilmesini engelleyebiliyor.
Ancak bu uyum çabasının ciddi bir bedeli olabiliyor. Sürekli analiz etmek zorunda kalmak, sosyal kuralları çözmeye çalışmak ve kendini gizlemek zamanla yoğun bir zihinsel yük oluşturabiliyor.
Bu durum, otistik bireylerin önemli bir kısmında görülen maskeleme olgusunun ne kadar görünmez ama etkili olduğunu gösteriyor.
Duysal hassasiyetler günlük yaşamı doğrudan etkileyebilir
Sevdenur Arslan, başka insanların fark etmediği elektrik seslerini duyabildiğini ve bunun gün boyunca biriken bir yorgunluk oluşturduğunu ifade etti. Gün içinde tolere edilebilen bu yükün, akşam saatlerinde yoğun bir tükenmişlik olarak ortaya çıkabildiğini anlattı.
Tanı aldıktan sonra ihtiyaçlarını ifade edebilmenin hayatını kolaylaştırdığını belirtti. Gürültü engelleyici kulaklık kullanmak, ders sırasında odaklanabilmek için telefonla oynamak gibi kişisel düzenlemelerin çevre tarafından anlaşılması, hem işlevselliği hem de iyi oluş halini artırdı.
Bu deneyim, desteklerin standart değil bireyselleştirilmiş olması gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Nöroçeşitli topluluklar güçlendirici bir deneyim sunar
Boğaziçi Üniversitesi’nde kurulan nöroçeşitlilik topluluğunda yer almanın hayatında bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Arslan, ilk kez kendisini bir grubun dışında değil içinde hissettiğini söyledi. Benzer deneyimlere sahip kişilerle bir araya gelmek, yaşanan zorlukların gerçekliğini görünür kıldı.
Bu topluluk içinde öğrenciler kendi haklarını savunmaya başladı. Kütüphanede bireysel çalışma odalarının nöroçeşitli öğrenciler için erişilebilir hale getirilmesi gibi somut kazanımlar elde edildi. Bu tür düzenlemeler yalnızca akademik başarıyı değil, aidiyet duygusunu da güçlendirdi.
Tanı almak kendini savunabilmenin kapısını açar
Tanı sonrası en önemli değişimlerden biri, ihtiyaçları açıkça ifade edebilme cesareti oldu. Önceden garipseneceği düşünülen davranışların aslında gerekli destek stratejileri olduğunu anlatabilmek, sosyal ortamlarda daha güvenli hissetmeyi sağladı.
Kulaklık kullanmak, ışığı azaltmak, ortam değiştirmek ya da farklı çalışma yöntemleri uygulamak bireyin işlevselliğini artıran düzenlemeler olarak değerlendirilmeli.
Destek, kişiyi değiştirmek değil kişinin kendisini daha iyi yaşayabileceği koşulları oluşturmak anlamına gelir.
Otizmi içeriden anlamak neden önemlidir
Arslan konuşmasının sonunda nöroçeşitli bireylerin bilim, psikoloji ve eğitim alanlarında daha fazla yer almasının önemine dikkat çekti. Nöroçeşitlilik kavramının da otistik araştırmacılar tarafından ortaya konduğunu hatırlatarak, deneyimi yaşayan bireylerin bilgi üretim süreçlerinde yer almasının alanı dönüştürdüğünü vurguladı.
Otistik bir terapistin yaklaşımı çoğu zaman düzeltmekten çok anlamaya ve desteklemeye yöneliktir. Amaç bireyi değiştirmek değil, kendisini tanımasına yardımcı olmaktır.
Bu perspektif, otizme bakışın hastalık merkezli bir modelden farklı nörolojik işleyişlerin anlaşılmasına dayalı bir modele doğru değiştiğini gösteriyor.
Nöroçeşitlilikte söz hakkı deneyimin kendisine ait olmalı
Seminerde Psikolog Ayşen Altay’ın sözleriyle verilen en güçlü mesajlardan biri şuydu: Nöroçeşitliliği konuşurken yalnızca uzmanların değil, deneyimin öznesi olan bireylerin de söz sahibi olması gerekir.
Farkındalık, ancak deneyimin içeriden anlatılmasıyla derinleşir. Bu nedenle nöroçeşitli uzmanların, araştırmacıların ve eğitimcilerin sayısının artması yalnızca temsil açısından değil, bilginin niteliği açısından da kritik önem taşır.
norocesitliyiz.com olarak biz de bu yaklaşımı destekliyor, nöroçeşitliliğin içeriden anlatıldığı her sesi çoğaltmayı önemsiyoruz.
